79. Cannes Film Festivali’nin ana jüri üyeleri, düzenlenen ilk basın toplantısında sanat ve politika ilişkisini masaya yatırdı. Jüri Başkanı Park Chan-wook, politik düşüncelerin sanatsal bir dille ifade edilmesi durumunda gerçek değerini bulduğunu vurguladı.
Son Berlin Film Festivali’nde Wim Wenders’in tartışma yaratan sözleri akıllarda tazeyken, Cannes jürisinin bu konudaki görüşleri kaçınılmaz bir şekilde gündeme geldi. Güney Koreli yönetmen Park Chan-wook, sanat ile politikanın birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirterek, “Sanat ile politikanın birbiriyle zıt kavramlar olduğunu düşünmüyorum. Politik düşünceler, sanatsal bir dille ifade edildiğinde gerçek anlamda değer kazanır” dedi.
Jüri üyelerinden İngiliz senarist Paul Laverty ve Fildişi Sahilleri kökenli Fransız aktör Isaach de Bankolé, daha radikal bir tavır sergileyerek, “Politika, halkın sorunları anlamına gelen ‘politis’ kelimesinden türetilmiştir. Halkın sorunlarıyla ilgilenmeyen bir sinema gerçek bir sinema olamaz” ifadesini kullandılar.
Park Chan-wook ise daha dengeli bir yaklaşım sunarak, “Politik filmler sanatı tehdit olarak görmek yerine, sanatın bir parçası olarak değerlendirilmeli. Ancak sanat özelliğini yitiren bir politik film, sadece bir propaganda aracına dönüşür. Bununla birlikte, derin bir anlatıma sahip bir film, politik içerikten bağımsız olarak da dikkate alınmalıdır” dedi.
Bu yılki jüri, politik sinemaya önyargısız bir bakış açısıyla yaklaşmanın yanı sıra, bu tür filmlere belirli bir sempati duyan bir tutum sergileyecek gibi görünüyor. Küresel bunalımlar nedeniyle savunma sanayisine yapılan yatırımların artması, enerji fiyatlarının yükselmesi ve aşırı sağ akımların güçlenmesi, Fransa gibi birçok ülkede kültür ve sanata olan yaklaşımı tehdit ediyor.
Festivalin ilk gününde, “Libération” gazetesinde yayımlanan 600 imzalı bir bildiride, aşırı sağ görüşleri destekleyen milyarder iş insanı Vincent Bolloré’nin medya kuruluşlarının yanı sıra film dağıtım ve gösterim şirketi UGC’yi ele geçirmesine karşı çıkan sanatçılar arasında, festivalde yarışan Fransız yönetmen Arthur Harari ve ünlü oyuncu Juliette Binoche da yer aldı.
Açılış gecesi, mali kökenli siyah derili Fransız oyuncu Eye Haïdara’nın sade sunumuyla gerçekleştirildi ve Peter Jackson’a verilen onur ödülü de dahil olmak üzere, bir saatten kısa süren etkinlik, Fransa’nın 950 sinema salonunda canlı olarak yayınlandı.
“Altın Palmiye” ödülüne aday olan ilk film, Japon yönetmen Koji Fukada’nın “Nagi Notes” adlı eseri oldu. Film, küçük bir Japon kasabasına yapılan ziyareti ve bu süreçte karakterin geçmişiyle yüzleşmesini konu alıyor. İzleyiciler, hem ana karakterin hem de etrafındaki insanların eşcinsellikle ilgili yaşadığı zorlukları gözlemleme fırsatı buluyor. Fukada, bu içsel yolculuğun farklı boyutlarını yalın bir dille aktarmayı başarıyor. “Nagi Notes”, toplumsal bir sorunu ele alarak içtenci sinemanın politik sinemayla olan etkileşimini özgün bir şekilde yansıtıyor.
Festivalin resmi jüri üyeleri arasında, başkan Park Chan-wook’un yanı sıra Demi Moore, Ruth Negga ve Laura Wandel gibi tanınmış isimler yer alıyor.